Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar: Sıfır atıkla birlikte çevresel krizlerle mücadele

Dünyamız, iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı ve artan hava kirliliği gibi krizlerle başa çıkma noktasında kritik bir dönemece gelmiş bulunmaktadır. Bu sebeple ekonomik sektörlerin tamamında emisyonları azaltıcı ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine uyum sağlamaya yönelik çok çeşitli politikaların hayata geçtiğini veya yenilikçi teknolojilerin araştırılmasının hızlandığına rastlamak mümkündür. Küresel krizlere yönelik bu çözüm arayışında atık sektörü de hiç şüphesiz üzerine düşünmeyi gerektiren sektörlerin başında gelmektedir. Bu bağlamda ise özellikle Türkiye’nin gayretleriyle son dönemde uluslararası kamuoyunda ve politika bileşimlerinde giderek kendine daha fazla yer bulan sıfır atık politikalarını ve bu politikaların iklim değişikliği ile olan ilişkisini kavramak, önümüzdeki süreçte iklim değişikliği ile mücadelede tüm kesimler açısından önem arz etmektedir.

“Sıfır Atık” ifadesi, israfın önlenmesini, kaynakların daha verimli kullanılmasını, oluşan atığın miktarının azaltılmasını, etkin toplama sistemlerinin kurulmasını, atıkların geri dönüştürülmesini kapsayan atık önleme yaklaşımı olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından tanımlanmakta, bu tanım doğrultusunda adımlar atılmaktadır. Söz konusu tanım, kullandığımız ürünlerin tüm yaşam döngüsünü dikkate alan bütüncül bir yaklaşıma odaklanmaktadır. Zira atıkları azaltmak için atık yönetimi altyapısını iyileştirmeye yönelik politikalar ve yatırımlar elbette kritik öneme sahiptir, ancak bunun yanında atık ile ilintili olumsuz etkilerin ortadan tamamen kaldırılması için artan miktarda atık oluşumuna katkıda bulunan sürdürülemez tüketim ve üretim alışkanlıklarının temel nedenlerinin de ele alınması gerekmektedir.

Nitekim, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından yapılan son araştırmalar, sürdürülebilir tüketim ve üretim politikalarının çoğunun küresel düzeyde son tüketicilere yönelik düzenlemeler yoluyla sağlanma eğiliminde olduğunu bu nedenle sınırlı bir etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır. İşte bu noktada gezegenimizin karşı karşıya olduğu problemlerinin en aza indirilebilmesi için başta emisyonların azaltılması olmak üzere pek çok politikada sıfır atık uygulamalarının arttığına rastlamak mümkündür.
Atık Sektörünün Sürdürülebilir Olmayan Temelleri

Dünya’nın her yıl 2 milyar tondan fazla evsel katı atık ürettiği ve bu sayının 2050 yılına kadar 3,40 milyar tona çıkması beklenmekte olup, Birleşmiş Milletlere göre söz konusu atıkların yüzde 45’i kötü olarak nitelendirilebilecek bir şekilde yönetilmekte, kötü yönetilen atıklar da zararlı kimyasallar ile sera gazı emisyonlarına neden olmaktadırlar.

Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar

Plastik atıklara baktığımızda 1950’lerde 2 milyon ton olan küresel plastik üretiminin, OECD verilerine göre günümüzde yıllık 430 milyon metrik tonun üzerine çıktığı ve bu hızlı büyümenin devam etmesinin beklendiği ifade edilmektedir. Söz konusu plastiklerin yüzde 90’ının üretiminde ise fosil yakıtlar kullanılmakta olup, bu atıkların üçte ikisinden fazlasının kısa sürede atık haline gelen kısa ömürlü ürünler ile tek kullanımlık plastikler olduğu belirtilmektedir. Gidişatın aynen devam etmesi halinde ise 2060 yılına kadar plastik üretiminin üç kata çıkacağı da yine OECD tarafından dikkat çekilen bir diğer husustur. Öte yandan yapılan araştırmalarda her yıl 12 milyon ton plastiğin okyanuslara atıldığı tahmin edilmektedir. Tüm bu çevresel olumsuzluklarına karşın bugüne kadar üretilen plastik atığın oldukça az bir kısmının geri dönüştürülmesi başarılmış; geri kalan kısmı ise yakılmış, düzenli çöp depolama alanlarına atılmış veya çevreye salınmıştır.

Atık bağlamında gıda temasına odaklandığımızda ise her yıl yaklaşık 931 milyon ton gıdanın israf edildiği hesaplanmaktadır. UNEP tarafından 2021 yılında yayınlanan Gıda İsrafı Endeksi Raporu’nun verilerine göre, 2019 yılında yaklaşık 931 milyon ton gıda atığının ortaya çıktığı ve bunun kaynağının yüzde 61 oranında konutlardan, yüzde 26 oranında gıda hizmetlerinden ve yüzde 13 kadarının ise perakende sektöründen olduğu ortaya konulmuştur. Ortaya konulan bu rakamlara ilaveten toplam küresel gıda üretiminin yüzde 17’sinin israf edildiği bulgusu da dikkate alınması gereken bir diğer husus olarak ortaya konulmaktadır. Haneler tarafından tüketilmeyen ve israf olarak nitelendirilebilecek önemli miktarda gıda üretilmesi, çevresel, sosyal ve ekonomik olarak önemli olumsuz etkilere sahiptir. Araştırmalara göre, tüketilmeyen gıdalarla ilişkilendirilen emisyonların toplam küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 8 ila 10’u oranında olduğu tahmin edilmektedir. Kısacası atıkların doğru bir şekilde yönetimine ilişkin yeterli olmayan politikalar gezegenimize farklı açılardan zarar vermektedir.

Bu bağlamda iklim değişikliğiyle ve diğer problemlerle mücadele etmek için başvurulan politikalardan elde edebileceğimiz etkiyi artırmak bakımından sıfır atık ve döngüsel ekonomi ilişkisini de ortaya koymamız yarar sağlayacaktır. Daha önce de ifade edildiği üzere sıfır atık, atık yönetiminde atık oluşumunu ortadan kaldırmayı ve kaynak tüketimini en aza indirmeyi amaçlayan bir paradigma değişimini temsil etmekte, ürünlerin tüm yaşam döngüsünü dikkate alan kapsamlı bir yaklaşım izlemektedir. Bu kapsamda sıfır atık politikaları, atıkların ortaya çıkmalarının önlenmesini öncelikli hedef belirleyerek, atık azaltımı için bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır.

Döngüsel ekonomi ise, malzemeleri ve kaynakları mümkün olduğu kadar uzun süre kullanımda tutmayı amaçlayan ekonomik bir model olarak tanımlanabilmektedir. Yeniden kullanılabilen, onarılabilen veya geri dönüştürülebilen ürünlerin tasarımını teşvik ederek al-kullan-at gibi doğrusal bir yaklaşımdan döngüsel bir yapıya geçilmesini ve böylece atık oluşumunun en aza indirilmesini öngörmektedir. Bu sebeple de sıfır atık politikaları ve döngüsel ekonomi arasındaki ilişki, iklim değişikliği çerçevesinde gerekli olan hedeflere ulaşmanın ayrılmaz bir parçası olarak politika bileşimlerinde konumlandırılmalıdır. Sıfır atık uygulamalarını döngüsel ekonomi çerçevesine entegre ederek, sera gazı emisyonlarını etkili bir şekilde azaltmak, kaynakları korumak, sürdürülebilir üretimi teşvik etmek ve üretici ile tüketicilerin davranışlarında doğa dostu bir değişikliği sağlamak mümkündür.

SIFIR ATIK İLE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİYLE MÜCADELE MÜMKÜN

Sıfır atık politikalarının pek çok farklı alanda iklim değişikliğine olumlu yansımaları bulunmaktadır. Gıda israfı boyutuna baktığımızda, yüksek gelirli ekonomilerde gıdaların yüzde 35’e kadarının tüketiciler tarafından israf edildiği varsayımına dayanan bir akademik çalışmada 2050 yılına kadar gıda atıklarının yüzde 50’sinin azaltılması durumunda önlenen emisyonların 26,2 Gigaton CO2’ye eşit olabileceği bulgusuna erişilmiştir. Ayrıca bu atıkların önlenmesi sayesinde artan tüketimin neden olduğu tarım arazilerinin verimsizleşmesi gibi problemlerin de önüne geçilebileceği, bu önlem sayesinde de ciddi bir emisyon azaltımı sağlanabileceği değerlendirilmektedir. Bir başka çalışmada ise gıda atıklarına yönelik çabaların önlenen gıda atığı tonu başına 0,8 ila 4,4 ton CO2e miktarında bir emisyon azaltımını sağlayabileceği, daha kapsamlı bir stratejiyle küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 2 ila 5’i oranında düşürülebileceği hesaplanmıştır.

Plastik atıklara yönelik alınacak tedbirler ile UNEP, ülkelerin yeniden doldurulabilir şişe sistemleri veya depozito programları gibi yeniden kullanım seçeneklerini teşvik etmesinin 2040 yılına kadar plastik atığı yüzde 30 oranında azaltabileceği bulgusunu kamuoyuyla paylaşmıştır. Geri dönüşümün daha istikrarlı ve karlı bir girişim haline getirilmesinin önemine de vurgu yapan kuruluş, fosil yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması halinde ek bir yüzde 20 azaltımın sağlanabileceğini, plastik paket ve poşetler gibi ürünlerin kompostlanabilir malzemelerle ikame edilmesi durumunda ise ek olarak yüzde 17 oranında daha plastik kirliliğinin düşürülebileceğinin altını çizmektedir.

Sıfır atık politikalarının bir diğer yararı ise metan emisyonlarının azaltılması sayesinde gerçekleşmektedir. Metan, sanayi öncesi devirden bu yana ısınmanın yaklaşık yüzde 30’undan sorumlu olan son derece güçlü bir sera gazı olarak tanımlanabilmektedir. İnsan kaynaklı metan emisyonlarının ise çoğu fosil yakıtlar, atık ve tarım olmak üzere üç sektörden kaynaklanmaktadır. Atık sektöründe, çöp depolama alanları ve atık su, emisyonların yaklaşık yüzde 20’sine sebep olmaktadır. Bahse konu çöp depolama alanları, bir kez kapatıldıktan sonra içinde oksijen tutmayacak şekilde tasarlanmıştır. Bu durumda, artık yiyecek ve benzer atıklar ile biyolojik olarak parçalanabilir materyaller oksijen yokluğunda ayrışmakta, bunun sonucunda da CO2’den 25 kat daha güçlü olan metan ortaya çıkmaktadır. Birleşmiş Milletler, metan emisyonlarının hızla azaltılmasının, gezegenin iklim değişikliğini yavaşlatmak için sahip olduğu en iyi, en hızlı şans olduğunu değerlendirmektedir. Dolayısıyla, düzenli çöp depolama sistemleri aracılığıyla metan emisyonlarının azaltılması, iklim değişikliğiyle mücadele için önemli bir politika olarak görülmektedir. Nitekim, İklim ve Temiz Hava Koalisyonu (CCAC) ve UNEP tarafından yayınlanan Küresel Metan Değerlendirmesi, insan kaynaklı metan emisyonlarının bu on yılda yüzde 45’e kadar azaltılabileceğini göstermekte, bu tür azaltımların, 2045 yılına kadar yaklaşık 0,3°C’lik küresel ısınmayı önleyeceği ve Paris Anlaşması’nın küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlama hedefiyle tutarlı bir yol izlenmesinin mümkün olabileceğini ortaya koymaktadır.
Sıfır atık politikalarının sunduğu en büyük yararlardan bir tanesi de yeni ürünler üretebilmek için geri dönüştürülmüş malzemeler kullandığımızda tasarruf ettiğimiz enerji olarak ortaya çıkmaktadır. Yeni ürünlerin üretim süreçlerinde geri dönüştürülebilir maddelerden yararlanarak üretim gerçekleştirmekten yüzde 30 ila 90 arasında daha az enerji gerektirebilmektedir. Diğer taraftan, düzenli çöp depolama ve yakma gibi geleneksel atık yönetimi uygulamaları enerji yoğun olmaları sebebiyle önemli miktarda emisyona neden olmaktadır. Bu kapsamda, gıda artıkları çöp sahalarına gönderilmek yerine ayrıştırılıp işlendiklerinde, yeni gıdalar yetiştirmek için kompost üretebilmek ve toprağın atmosferden CO2 çekmek için karbon yakalama kapasitesini artırabilmek mümkün hale gelmekte, biyogaz kullanımı yoluyla enerji geri kazanımı sunabilmektedirler. Ayrıca günümüzde gıda sistemleri ciddi verimsizlikler barındırmaktadırlar. Bunlardan bir tanesi de gıda ürünlerinin tüketiciye dahi ulaşmadan önce nakliyat aşamasında ciddi bir emisyona neden olmalıdır. Gıda atıklarının önüne geçilmesi sayesinde bu bağlamda da emisyonların azaltılmasının mümkün olacağı değerlendirilmektedir.

UNEP tarafından gerçekleştirilen analizlere göre, sıfır atık stratejileri sayesine küresel atık emisyonlarının yıllık yüzde 84 oranında azaltılabileceği öngörülmektedir. Bahse konu politikalar başarıyla hayata geçirilebilirse, ortaya çıkacak tablonu yıllık 300 milyon aracın yollardan çekilmesine eşdeğer bir etki yaratacağı değerlendirilmektedir. Bir diğer dikkat çekici husus ise küresel atık üretiminin diğer tüm çevresel kirleticilerden daha hızlı artmasıdır. Bu nedenle, atık sektöründe atılacak adımların, sera gazı emisyonlarının azaltılmasında mevcut öngörülerin çok ötesinde bir etkiye sahip olabilme niteliğine haiz olduğu düşünülmektedir. Uluslararası Katı Atık Derneği, bertaraf, geri dönüşüm, kompostlama ve arıtma dahil olmak üzere tüm atık yönetimi eylemleri dikkate alındığında, atık sektörünün küresel olarak sera gazı emisyonlarının yüzde 10 ila 15’ini azaltabileceğini tahmin etmektedir. Bunlara ilaveten atık üretimini azaltmaya yönelik döngüsel ekonomi çerçevesinde hayata geçirilen eylemler de dikkate alındığında sektörün, küresel emisyonların yüzde 20’sine kadarını azaltabileceği değerlendirilmektedir.

DÜNYADA SIFIR ATIK POLİTİKALARI TÜRKİYE’NİN ÖNCÜLÜĞÜNDE GELİŞİYOR

2017 yılında, Sayın Emine Erdoğan’ın himayesinde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca başlatılan Sıfır Atık Projesi kapsamında bugüne kadar 19 milyon kişiye sıfır atık eğitimi verilmiş, bu bağlamda kamuoyunun konuya ilişkin bilincinin artırılması amaçlanmıştır. Bu süre zarfında plastik poşet kullanımı yüzde 62,5 azaltılırken, 31 bin 500 ton sera gazı salımı engellenmiş, 164 bin bina ve yerleşke Sıfır Atık Yönetim Sistemine geçirilmiştir. Öte yandan, 572 milyon metreküp su tasarrufu sağlanmış, 180 bin ton deniz çöpü toplanmıştır. 2002’de yüzde 1 olan geri kazanım oranı, 2022’de yüzde 27’ye yükselmiş olup, bu oranın 2023 yılında yüzde 35’e çıkarılması hedeflenmektedir. Yararları yalnızca saydıklarımızla kalmayan sıfır atık politikalarına ülkemiz ekonomisine faydaları açısından baktığımızda ise “Sıfır Atık Hareketi” ile 62,2 milyar liralık ekonomik kazanç sağlandığı görülmektedir.

Türkiye’nin bu alandaki başarısının ve tecrübelerinin tüm dünyanın karşı karşıya olduğu krizlere yönelik politikalara bir örnek niteliğinde olması sebebiyle Türkiye’nin önerisiyle, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 14 Aralık 2022’de, 30 Mart tarihini her yıl kutlanacak Uluslararası Sıfır Atık Günü olarak ilan eden kararı kabul etmiştir. Uluslararası Sıfır Atık Günü, sürdürülebilir üretim ve tüketim alışkanlıklarını teşvik etmeyi ve sıfır atık projelerinin 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemini nasıl hızlandırdığına dair farkındalığı artırmayı amaçlamaktadır.

Öte yandan, Türkiye’nin Paris Anlaşmasına taraf olduktan sonra sıfır atık politikaları bağlamında pek çok adım attığını vurgulamak gerekmektedir. Bu çerçevede en önemli ticaret partnerlerimizden olan Avrupa Birliği (AB) ile de ikili ilişkilerimiz çerçevesinde Avrupa Yeşil Mutabakatı’na (AYM) uyum sağlanması noktasında döngüsel ekonomi kapsamında sıfır atık ile ilintili çalışmaların da önemli bir yeri bulunmaktadır. Ülkemizin hazırlamış olduğu AYM Eylem Planı kapsamında belirlenen dokuz ana başlıktan biri “Yeşil ve Döngüsel Bir Ekonomi” olarak belirlenmiş, başlık altında özellikle atık su ile atık yönetimi çerçevesinde adımların atılması planlanmıştır. Öte yandan bir diğer başlık olan “Sürdürülebilir Tarım” çerçevesinde ise gıda ve tarımsal üretimde atıklar ile artıkların geri dönüşümlerinin sağlanmasına yönelik çalışmaların gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir. Eylem Planını takip eden süreçte “Atık Getirme Merkezlerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Sıfır Atık Uygulamalarına İlişkin Usul ve Esaslar” yayınlanmış, 2022 yılında Orta ve Uzun Vadeli Programa sıfır atık dahil edilmiş, “Atık toplayıcıları genelgesi“ yayımlanmıştır. Türkiye’nin bu alanda atacağı örnek adımların devamı da gelecektir.

Değindiğimiz üzere sıfır atığın ve döngüsel ekonominin iklim değişikliği çerçevesindeki kritik rollerinin daha net anlaşılması sayesinde atılacak kararlı adımlarla, israfın geçmişte kaldığı bir dünya yaratabilmek ve gelecek nesiller için sürdürülebilir ve dayanıklı bir gelecek inşa edebilmek mümkün gözükmektedir. Bu bağlamda özellikle 2053 net sıfır hedefine yönelik adımlarımızı atarken iklimi ve biyoçeşitliliği koruyan, hava kirliliğini engelleyen ve çevreye duyarlı olan bir ekonomik yapı inşa edebilmeyi başarmamız bizim ellerimizdedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

xxx